В целях изучения и практики Турецкого перевод статьи №1

Все вопросы, связанные с изучением, происхождением и грамматикой турецкого языка. Переводы текстов, песен. Изучаем турецкий вместе!
ABDÜLHAK HAMİT TARHAN
( 1852-1937 )

Çağında, ittifakla büyüklüğü benimsenmiş bir şair... Gözde diplomat... Yazdığı oyunlarla fikir çalkantıları yaratan bir yazar... Başlıbaşına bir edebiyat öncüsü...

2 Şubat 1852 yılında İstanbul'da doğdu. Babası, Tanzimat döneminin tanınmış tarihçilerinden Hayrullah Efendi'dir. Büyükbabası, ikinci Mahmut ve Abdülmecit'e hekimbaşılık eden Abdülhak Molla'dır. Kültürlü ve esprili bir aileden gelir. Abdülhak Molla, eczanesinin kapısına, "Ne ararsan bulunur, derde devadan gayrı" mısrasını yazacak kadar geniş görüşlü bir insandı.
FRANSIZ EĞİTİM SİSTEMİNİ İNCELEDİ
Abdülhak Hamit, iyi bir öğrenim gördü. Bir yandan, doğduğu semt olan Bebek'teki mahalle mektebine giderken, bir yandan evinde babasından ve babasının dostlarından ders alıyordu. Sonra Rumelihisarı'ndaki Rüştiye Okulu'na yazıldı. Yanyalı Tahsin Hoca ile Edremitli Bahattin Efendi'den dersler almaya devam etti. 1862'de, Millî Eğitim müsteşarı olarak Paris'te Fransız eğitim sistemini inceleyen babasının yanına gitti ve burada Fransızca öğrendi. Bir yıl kadar kaldıktan sonra İstanbul'a döndü ve Robert Kolej'e devam etti.
Memurluk hayatına, "Tercüme Odası"na girerek başladı. Babası Tahran Büyükelçiliğine atanınca, o da hocası Bahattin Efendi ile birlikte Tahran'a gitti (1865). Burada Farsça öğrenmeye başladı. Elçilik kâtiplerinden Mirza Şevket, genç Abdülhak Hamit'e hem Farsça öğretiyor hem de İran edebiyatını tanıtıyordu.
Babasının ölümü üzerine (1867) İstanbul'a döndü. Maliye Bakanlığı ve Şûra-yı Devlet'te hizmetler aldı. 1871'de, İstanbul'un tanınmış ailelerinden Pirîzade Fatma Hanım'la evlendi. Sami Paşazade Sezai, Recaizade Ekrem ve Namık Kemal ile tanışması bu yıllardadır. Tiyatro oyunu yazmak moda idi. O da bu akıma katıldı ve ilk denemelerine girişti."Macera-yı Aşk" adlı tiyatro oyununu 1873'de yazdı ve yayınladı. Artık ardı ardına eser veriyordu. "Sabrü Sebat" (1874), "İçli Kız" (1874), "Duhter-i Hindu" (1875), "Nazife" (1876). Genç Abdülhak Hamit su gibi eser akıtıyor, her çıkardığı kitap geniş yankılar yapıyor, eleştirmenler genç dehayı selamlıyorlardı. "Tarih veya Endülüs'ün Fethi", "Ibn-i Musa yahut Zatülcemal ve Sardanapal" oyunları da bu dönemde kaleme alınmış ve yayınlanmışlardı. Abdülhak Hamit edebiyat çevrelerini şaşırtan ve hayrete düşüren bir üreticilikle birbirinden önemli, birbirinden değerli eserleri edebiyat alanına sürdükçe, ünü de İstanbul'u aşarak bütün Osmanlı ülkesine yayılıyordu.

1876'da Paris sefareti ikinci kâtipliğine atandı. O zamana kadar bütün oyunlarını düzyazı ile yazmıştı. Paris'te şiire başladı. "Belde, yahut Divaneliklerim" adlı şiirleri, bu dönemin ürünüdürler. "Nesteren" oyununa da Paris'te bulunduğu sırada başlamış ve bitirmiştir. "Nesteren" oyununda, iki müstebit kardeş hükümdarın kavgalarını konu edinmişti. O yıllarda Abdülhamit ile Beşinci Murad arasında süren kavgaya benzediği için, güne paralel çiziyordu. Hükümdarlardan biri halk tarafından seviliyor, biri sevilmemekte idi. Abdülhamit ile Murad arasında da böyle bir benzerlik vardı. Bu yüzden bu eserini imzasız olarak bastırmıştı. Fakat bir vesile ile İstanbul'a gelince, açığa alındı (1878).

YAZDIĞI ŞİİRLERİNİ «SAHRA» ADLI KİTAPTA TOPLADI
Bu dönem, şairin büyük sıkıntılara düştüğü dönemdir, iki yıl gelirsiz yaşadı. Sinir krizleri geçirdi. Hatta çıldırdığını söyleyenler oldu. Fakat kendisine teklif edilen Berlin sefareti kâtipliğini ve Belgrat şehbenderliğini kabul etmemek direncini gösterdi. Yazdığı şiirlerini "Sahra" adı altında toplayıp yayınladı. "Eşber" oyununu kaleme aldı ve kitap haline getirdi. "Tezer, yahut Abdülrahman-ı Salis" oyunu da bu iki yıllık edebiyat çalışmaları sırasında çıkmıştır.

Sonunda saraydan görev kabul etmemekten vazgeçti. Kafkasya'deki "Pöti" şehbenderliğini kabul etti, ardından Yunanistan'daki "Golos", Hindistan'daki Bombay şehbenderliklerinde bulundu. Bu son görevinde, çok sevdiği karısı Fatma Hanım'ı kaybetti. Türk edebiyatının en büyük eserlerinden biri olduğu üzerinde ittifak edilen "Makber" adlı şiir kitabı, bu büyük kaybın beşeri hercümercini anlatır:

"Fatıma, çık lâhitten kıyam et!

Yadımdaki haline devam et!"

"Makber" 1885 yılında yazılmıştır. Yine ölümünü bir türlü içine sindiremediği eşi için bir yıl sonra "Ölü" adlı şiirlerini yayınladı. "Hacle" adlı kitabı da, eşi Fatma Hanım için yazılmıştır.

ÇAĞINDA «ÜSTAD-I AZAM» DİYE KONUŞULAN TEK ŞAİRDİ

Eşinin ölümü, yeni bir Abdülhak Hamit'in doğuşu olmuştur. Çünkü o zamana kadar, düzyazıdaki başarılarıyla tanınan Abdülhak Hamit, ondan sonra şair olarak erişilmez bir çizgiye ulaştığını ortaya koydu. Çağında, adından söz edilmeden "Üstad-ı Az'am" diye konuşulan tek şairimiz, Abdülhak Hamit'tir. "Bunlar Odur" (1886), "Kahpe" (1887) tarihlidirler. Ünü, ülkenin dışına taşmış, dünya edebiyatında adı geçer olmuştu.

1886 yılı sonunda Londra sefaret kâtipliğine atanır. "Zeynep" bu dönem çalışmalarının eseridir. "Zeynep"i, basılmak üzere İstanbul'a gönderdi. Fakat sansür sakıncalı gördüğü için basılmasına izin vermedi ve bu yüzden Londra'daki görevinden alındı. Üç ay kadar işsiz kaldı. Edebiyatla uğraşmamak şartı ile yine eski görevine gönderildi. 1895'de Lahey orta elçiliğinde, 1897'de Londra sefaret müsteşarlığında bulundu. Şair, birkaç başarısız evlilikten sonra 1912'de Lösiyen adlı 18 yaşında bir kızla Brüksel'de evlendi. 26 yıl sürekli olarak Batı Avrupa'da görev yaptıktan sonra İstanbul'a döndü ve Meclis-i Ayan üyeliğine seçildi. Cumhuriyet döneminde, Atatürk'ün sofrasına davet edilen bir şairdi. 85 yaşında, 3 Nisan 1937 tarihinde hayata gözlerini kapadı. Zincirlikuyu Mezarlığı'na gömülüdür.

Türk şair ve oyun yazarı. Tanzimat ve Meşrutiyet dönemlerinin Batı'ya açılan yenilikçi şairlerindendir.

Abdülhak Hamid Tarhan 2 Ocak 1852'de İstanbul'da, Bebek'te doğdu. Babası dönemin tanınmış tarihçilerinden Hayrullah Efendi'ydi. Küçük yaşlarda özel öğrenim görmeye başladı, sekiz yaşındayken yeni kurulan Robert Kolej'e yazdırılıp, İngilizce öğrenmesi sağlandı.

1862'de Paris'te görev yapan ağabeysinin yanına gitti. Ecole Nationale'de yatılı olarak okudu. Dönüşünde daha on dört yaşındayken Babıâli Tercüme Odası'nda çalışmaya başladı. Kısa bir süre sonra Tahran Elçiliği"ne atanan babasıyla İran'a gitti. Burada Farsça'yı ve Fars edebiyatını derinlemesine öğrenmek fırsatı buldu.

Babasının ölümü üstüne İstanbul'a dönünce Maliye Mühimme Kalemi, Şura-yı Devlet ve Sadaret kalemlerinde bulundu. 1871'de Fatma Hanım'la evlendi. 1876'da Paris elçiliği ikinci kâtipliğine atandı. Kimi yapıtlarının konuları Padişah'ın hoşuna gitmediği için, bu görevinden alınınca, iki yıl kadar işsiz kaldı. 1883 yılında başkonsoloslukla Hindistan'da Bombay'a gönderildi. Burada sağlığı bozulan eşi, İstanbul'a dönerlerken uğradıkları Beyrut'ta öldü. Bu beklenmedik ölümün sarsıntısıyla Makber'i yazdı. 1886 yılında Londra elçiliği başkâtipliği göreviyle İngiltere'ye gitti. Yirmi yıl süren görevinde elçilik birinci müsteşarlığına kadar yükseldi.
Meşrutiyetin ilanından sonra Brüksel elçiliğine atandı. 1912 yılında emekliye ayrılıp yurda döndüğünde Ayan üyesi olarak görev yaptı. İstanbul'un İngilizler tarafından işgali üzerine Viyana'ya kaçtı. Burada büyük parasal sıkıntılar çekmesi üzerine Anadolu Hükümeti tarafından yurda gelmesi sağlandı. Cumhuriyet'ten sonra devletçe maaşa bağlandı, oturması için kendisine Maçka Palas'da bir daire verildi. 1928 yılında TBMM'ye üye seçildi. Son yıllarını İstanbul'da rahat bir ortam içinde geçiren Abdülhak Hamid, 12 Nisan 1937'de öldü.
Ailesinin ve çok küçük yaşlarda başlayan eğitiminin sağladığı geniş bir kültür birikimine sahip olan Abdülhak Hamid, şiire başladığı 1870'li yıllarda Ebüzziya Tevfik, Recaizade Mahmud Ekrem, Sami-paşazade Sezai ve Namık Kemal'le tanışarak, Tanzimat döneminin yeni edebiyatçıları arasına katıldı. Yurt dışı görevlerinin ona sağladığı olanaklarla Shakespeare, Corneille, Racine gibi Batılı sanatçıları derinlemesine inceledi, etkileri altına girdi. Şiir alanında o güne değin süregelen Divan edebiyatı nazım biçimlerini bir kenara bırakarak, dize ve uyak düzenlerine alabildiğine değişiklikler getirdi. Tanzimat şairleri arasında heceye en çok önem verenlerden birisi Abdülhak Hamid'dir. Eski şiirin konu kısıtlamalarını aşarak günlük yaşamın çeşitli konularını şiire soktu, doğa ve insan ilişkileri üzerinde durdu.

Tiyatro alanında ilkin Namık Kemal'ı daha sonra Batılı yazarları örnek alarak oyunlar yazdı. Bunlar çoğunlukla manzum ve konularını Asur, Yunan, Arap, Hind ve Afgan gibi eski uygarlıklardan alan oyunlardı. Yapısı oynanmaya elverişli olmayan bu oyunlar, söz konusu toplumların kahramanlarını, halk-yönetim ilişkilerini, yurt sevgisi ve savunmasını, yöneticilerin trajik çabalarını romantik bir dille aktarıyordu. Sevdiği erkeğe kavuşmak için kocasını Hintli uşağına öldürten bir İngiliz kadınının acıklı serüveninin anlatıldığı yer yer en ünlü oyunu Finten, Othello ve Hamlet esintileri taşıyan düzyazı ile nazım karışığı bir oyundur.

Abdülhak Hamid, yaşadığı dönemde "Dahi-i Azam", "Şair-i Azam" gibi nitelemelerle çok başarılı ve yeni bir şair olarak değerlendirilmişse de, bu değerlendirmeler daha sonra tartışmalara konu olmuş, sert eleştirilere yol açmıştır.
Yaşamının büyük bir bölümünü edebiyatta en hızlı atılımların meydana geldiği ülkelerde geçirmesine karşın, oralardaki çağdaşı edebiyatçıların getirdiği yeniliklerle ilgilenmemesi,yalnızca klasik dönem şair ve yazarlarını örnek alması eleştirilen yanlarındandır. Şiirlerinde görülen yeniliklerin yanı sıra, belirli bir dil anlayışına sahip olmaması, "esin"e aşırı bağlılığı sonucu ortaya çıkan kimi dağınık, keyfi şiirleri ağır yergilere uğramıştır. Bütün bunların ötesinde, Türk edebiyatının önemli bir dönemecinde, yaşadığı günler için yenilikler getirmiş bir sanatçı olduğunu kabul etmek gerekir.

• YAPITLAR (başlıca): Şiir: Sahra, 1879; Makber, 1885; Ölü, 1885; Hacle, 1886; Bir Sefilenin Hasbıhali, 1886; Bâlâdan Bir Ses, 1912; İlham-ı Vatan, 1916; Ruhlar, 1922;Oyun: Macera-yı Aşk, 1873; Sabr ü Sebat,l875; İçli Kız, 1875; Duhter-ı Hindu, 1876; Nesteren, 1878; Tank yahut Endülüs Fethi, 1879; Tezer yahut Abdurrahman-ı Salis, 1880; Eşber, 1880; Zeynep, 1908; İlhan, 1913; Liberte, 1913; Finten, 1916; Tarhan, 1916; Hakan, 1935.

Kaynak : Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi , c.1

Дерзайте!!!!
"Седина - признак старости,а не мудрости"(с)
"евро"-пословица
Аватара пользователя
Venture
Брюл(Clubber)
 
Сообщения: 43219
Фото: 970
Регистрация: 12 дек 2003
Откуда: Город-герой Белград

Мааааленькая такааяя


Это хоть про что?
Аватара пользователя
Anata
Anata (Clubber)
 
Сообщения: 1428
Фото: 8
Регистрация: 13 ноя 2003
Откуда: Город Мечты

Спасибо.
Задали задачку не из легких.
Аватара пользователя
oks
путешественник
 
Сообщения: 434
Фото: 14
Регистрация: 01 авг 2004

Здорово, очень нужен текст на турецком и перевод если есть что-нибудь подобное помоги, ну очень надо! Желательно перевод статьи с русского на турецкий, но подойдет и с турецкого на русский. Заранее большое спасибо, надеюсь что вы мне поможете. [email protected]
Venture, а можешь прислать или выложить здесь перевод этой статьи.
Аватара пользователя
D_A_R
странствующий суфий
 
Сообщения: 3
Регистрация: 31 янв 2006

Я непереводчик))))попросите тут мастеров перевода))
"Седина - признак старости,а не мудрости"(с)
"евро"-пословица
Аватара пользователя
Venture
Брюл(Clubber)
 
Сообщения: 43219
Фото: 970
Регистрация: 12 дек 2003
Откуда: Город-герой Белград

Здорово, очень нужен текст на турецком и перевод если есть что-нибудь подобное помоги, ну очень надо! Желательно перевод статьи с русского на турецкий, но подойдет и с турецкого на русский. Заранее большое спасибо, надеюсь что вы мне поможете. [email protected]
Venture, а можешь прислать или выложить здесь перевод этой статьи.


Дык,а на какую тему-то текст нужен?
Турецкий язык онлайн по Скайп.Skype üzerinden Rusça
Аватара пользователя
Yildiz!
Звезда Востока
 
Сообщения: 11556
Фото: 417
Регистрация: 27 фев 2005
Откуда: Донецк

Я непереводчик))))попросите тут мастеров перевода))

Ох, Вентик, на халяву перевод заиметь захотел малацца
Аватара пользователя
rudy-rogue
Партизанка
 
Сообщения: 8428
Фото: 14
Регистрация: 25 июл 2005

Да тема любая, новости, статьи из газет можно.

Ну хоть подскажите,пожалуйста, где можно такое найти?
НУ ОЧЕНЬ НУЖНО.
Аватара пользователя
D_A_R
странствующий суфий
 
Сообщения: 3
Регистрация: 31 янв 2006

В интернете
БОЛЬШЕ ВСЕХ РИСКУЕТ ТОТ, КТО НЕ РИСКУЕТ...
Изображение
Аватара пользователя
kurban
Mokoko(Clubber)
 
Сообщения: 928
Фото: 8
Регистрация: 29 июл 2004
Откуда: Москва

Ebru
Türk Süsleme Sanatları

EBRU

Ebru, kâğıt üzerine, özel yöntemlerle yapılan geleneksel bir süsleme sanatıdır. Ebru sözcüğüne köken olarak, bulut anlamına gelen Farsça “ebr” sözcüğü gösterilmektedir. Bu sözcükten türetilen ve “bulut gibi” ya da “bulutumsu” anlamına gelen “ebri” sözcüğü Türkçe'de değişerek “ebru” biçimini almıştır. Gerçekten de ebru bulut izlenimi uyandıran bir görünümdedir. Ebru sözcüğü bir başka görüşe göre “yüz suyu” anlamına gelen Farsça “âb-rûy” tamlamasından gelmektedir.

Ebru sanatının ne zaman ve hangi ülkede ortaya çıktığı bilinmemekle birlikte bu sanatın doğu ülkelerine özgü bir süsleme sanatı olduğu kesindir. Bazı İran kaynaklarında ilk kez Hindistan'da ortaya çıktığı yazılıdır. Hindistan'dan İran'a, oradan da Osmanlılar'a geçmiştir. Gene bazı kaynaklara göre de ebru Türkistan'daki Buhara kentinde doğmuş ve İran yoluyla Osmanlılar'a geçmiştir. Batıda ebru “Türk Kâğıdı” diye adlandırılır.

Ebrunun Yapılması

Ebrunun yapılışı oldukça zevkli ve sabır isteyen bir iştir. Önce uygun bir kâğıt seçmek gerekir. Çünkü her kâğıda ebru yapılmaz. Kâğıt, boyayı iyice emecek nitelikte ve dayanıklı olmalıdır. Eskiden hattatlar (güzel yazı ustaları) yazı yazmak için yüzeyine “ahar” denen özel karışımlı (nişasta ve yumurta akı) bir sıvı sürülen ve bu yüzden “aharlı” denilen kâğıt türünü yeğlerlerdi. Ebrucular ise bu tür kâğıtlar boyayı iyi emmediği için “aharsız” da denen ham kâğıt kullanırlardı.

Ebru yapmak için genellikle dikdörtgen biçiminde, büyükçe ve yayvan bir tekne gerekir. Geven denilen otun gövdesinden elde edilen ve beyaz renkli bir tür zamk olan kitre, belli bir oranda, suyla bir kabın içinde karıştırılır. Kitre yerine salep, keten tohumu, ayva çekirdeği, gazyağı gibi birçok değişik de de kullanılmaktadır. Kitre ile yapılan bu karışım 12 saat kadar bekletilir ve zaman zaman karıştırılır. Kitre bu süre sonunda erir ve karışım boza kıvamını alır.

Daha sonra küçük fincanlarda ebru için boya hazırlanır. Bu amaçla kullanılacak boya çok ince toz haline getirilmeli ve suda eriyip dağılmayan bitkisel ve kimyasal boyalardan olmamalıdır. Fincanda su ile iyice karıştırılarak sıvılaştırılan boyalara ayrıca iki kahve kaşığı taze sığır ödü katılır. Bu işlemin amacı iyice ezilmiş boyanın dibe çökmeden yüzeyde kalmasını sağlamaktır. Bu biçimde hazırlanan değişik renkteki boyalar özel tekneye boşaltılmış olan boza kıvamındaki sıvının yüzüne serpilir. Yüzeyde birikintiler halinde kalan bu boyalar daha sonra tahta bir çubukla karıştırıldığında ya da yayıldığında şaşırtıcı ve ilginç desenler ortaya çıkar. Ayrıca hazırlayanın isteğine göre belli desenler de elde edilebilir. Bu desenlerin üzerine yatırılan özel kâğıt, 5-10 saniye sonra, iki ucundan tutularak kaydırmadan ve oynatmadan, kitap sayfası açar gibi bir yana doğru kaldırılır. Kâğıt, boyalı tarafı üste gelmek üzere uygun bir yere serilerek kurutulur. Böylece ortaya binlerce ayrıntı ve renk taşıyan desenler çıkar. Eğer, bu desenlerin arasına bir yazı ya da herhangi bir çiçek motifi yerleştirilmek istenirse, başka bir yöntem uygulanır. Yazı ya da motif, bir kâğıda yazılır ya da çizilir. Keskin bir araçla kenarları kesilip kalıp çıkartılır ve ebru kâğıdına zayıf bir yapıştırıcı ile yapıştırılır. Kâğıdın, yapıştırılan desenin bulunduğu yüzeyi yukarıda anlatıldığı gibi teknenin içine yatırılır. Elde edilen ebru kuruduktan sonra, hafifçe yapıştırılmış olan bölüm sökülünce yazı ya da motiflerin yerleri boş kalır. Bu yöntem hattat ve ebru ustası Necmeddin Okyay (1883-1976) tarafından bulunduğu için bu yöntemle yapılan ebrulara “Necmettin Ebrusu” denir. Ebrunun “battal ebru”, “taraklı ebru”, “çiçekli ebru” gibi daha birçok türü vardır.

Ebru ciltçilikte ve hattatlıkta çok kullanılırdı. Bazen elde edilen ilginç ve güzel desenler bir tablo görünümünde olduğu için bu amaçla da kullanıldığı oldu. Türkler'den Hatip Mehmed Efendi (18.yüzyıl), Şeyh Sadık Efendi (19.yüzyıl), Bekir Efendi (20.yüzyıl başları) gibi çok usta ebru sanatçıları yetişmiştir. Bu sanatın Necmeddin Okyay'dan sonra yetişen son ustaları arasında Mustafa Düzgünman (doğumu 1920) ve Niyazi Sayın (doğumu 1927) özellikle anılabilir.



Эбру - Роспись Под Мрамор
Эбру - Роспись Под Мрамор

Роспись под мрамор является одним из традиционных видов декоративного искусства, в котором специальными методами наносится узор на бумагу. Слово эбру происходит от слова "ebr", что в переводе с фарси означает "облако", то есть эбру приобретает смысл облачный. Есть также и другая версия этого названия, считается что, оно произошло от персидского словосочетания "ab-ruy", что значит вода для лица.

Несмотря на то, что место и время появления этого вида искусства неизвестно, мы можем с уверенностью утверждать, что роспись под мрамор несет в себе характерные черт восточных искусств. Некоторые иранские источники утверждают, эбру появилась в Индии, где и переняли его фарсы, от которых и перешло к туркам - османам. Другие же источники сообщают, что роспись под мрамор появилась в Бухаре, и после иранцев, ее переняли и турки. На западе этот вид искусства носит название "турецкая бумага".

Техника росписи под мрамор (Ebrunun Yapılması)

Роспись под мрамор - это увлекательная работа, требующая немалого терпения, так как эбру выполняется только на специальной бумаге. Бумага должна хорошо впитывать краски и быть достаточно плотной. Мастера вязи в старину для предварительно наносили на бумагу специальный лак, состоящий из крахмала и яичного белка, и называемый "ахар", и предпочитали эту бумагу "ахарлы", а мастера росписи под мрамор, использовали бумагу без покрытия (ахарсыз), так как она впитывала краски гораздо лучше.

Для росписи под мрамор требовалось большое прямоугольное корыто. Белая смола смешивалась с водой в емкости. Вместо смолы также использовались зерна конопли и айвы, керосин и т.п. После чего эту смесь выдерживалась, в течение 12 часов, время от времени ее перемешивали. За это время смола растворялась и смесь приобретала необходимую кондицию.

После этого в маленьких чашках готовили краски. Краски для эбру, должны быть растерты в порошок, также они должны быть растительными и не растворяться в воде. Далее краска смешивалась с водой и бычьей желчью. После чего краски выливались на смесь, ранее подготовленную и залитую в корыто. Оставшиеся на поверхности краски после размешивания превращались в интересные узоры. После чего на эту смесь клали бумагу, которую снимали через 5-10 секунд и сушили. Так появлялся орнамент. Для того чтобы нанести какой-либо определенный узор или надпись готовился трафарет, который слабым клеем прикреплялся к бумаге. После чего проводились операции, описанные выше. Когда краски высыхали трафарет отклеивали, и на бумаге оставался задуманный узор. Так как этот метод был придуман мастером вязи и росписи под мрамор Неджметтином Окйяйем (1883-1976), эбру, выполненные этим методом, называют "Эбру Неджметтина". Есть также такие виды росписи под мрамор, как баттал эбру, тараклы эбру, чичекли эбру.

Роспись под мрамор, как правило, использовалась мастерами вязи и переплетчиками, также красивые узоры нередко превращались в картины. Наиболее известными мастерами этого вида в Турции были Хатип Мехмед Эфенди (18. век), Шейх Садык Эфенди (19. век), Бекир Эфенди (начало 20. века), а также поколение после Неджметтина Окйяйя - это Мустафа Дюзгюнман (1920 года рождения) и Ниязи Сайын (1927 года рождения).
Турецкий язык онлайн по Скайп.Skype üzerinden Rusça
Аватара пользователя
Yildiz!
Звезда Востока
 
Сообщения: 11556
Фото: 417
Регистрация: 27 фев 2005
Откуда: Донецк

TEZHİP

Eski bir süsleme sanatıdır. Sözcük Arapça'da “altınlama, yaldızlama” anlamına gelir. Ama tezhip yalnız altınla değil boya ile de yapılır. Daha çok yazma kitapların sayfalarını, hat levhalarının kenarlarını süslemede kullanılmıştır.

Tezhip doğuda olduğu kadar batıda da uygulama alanı bulmuş bir sanattır. Özellikle ortaçağda Hıristiyanlık'ın kutsal metinlerini, dua kitaplarını süslemede yoğun biçimde kullanılmıştır. Ama zaman içerisinde kitaplarda da resim öne çıkmış, tezhip yalnızca başlıklardaki büyük harfleri süslemekle sınırlı kalmıştır.

Türkler'de tezhibin geçmişi Uygurlar'a kadar uzanır. Mani dininin Uygurlar arasında yayıldığı 9. yüzyılda tezhip sanatı da görülmeye başlanmıştır. Bu dönemde İslam ülkelerinde de tezhip yaygın bir sanattı. Anadolu'ya Selçuklular'ın getirdiği tezhip en gelişkin dönemini Osmanlılar zamanında yaşamıştır. 15. yüzyılda Mısır'da Memlûk sanatçıları ayrı bir üslup geliştirmişler, aynı dönemde İran'da ve ardından Timurlular'ın egemen olduğu Herat, Hive, Buhara, Semerkant gibi merkezlerde tezhip sanatı büyük gelişme göstermiştir. Herat'ta geliştirilen üslup daha sonra da İran tezhip sanatını büyük ölçüde etkilemiştir. Osmanlı sanatçıları da 15.-16. yüzyıllarda İran'la artan ilişkiler sonucunda Herat Okulu'nun birçok özelliğini yapıtlarında kullanmış, yeni bireşimler yaratmışlardır. 18. yüzyılda Osmanlı tezhip sanatı gerilemeye yüz tutmuş, klasik motiflerin yerini kaba süslemeler almaya başlamıştır. 19. yüzyılda ise sanatın hemen her alanını saran batı etkisi tezhibe de yansımış, örneğin Klasik dönemde tek olarak kullanılan çiçek motifleri vazolar, saksılar içinde buketler halinde görülür olmuştur.

Tezhipte temel malzeme altın ya da boyadır. Altın, dövülerek ince bir tabaka haline getirilmiş varak olarak kullanılır. Altın varak su içinde ezilip jelatinle karıştırılarak belli bir kıvama getirilir. Boya ise genellikle toprak boyalardan seçilirdi. Sonraları sentetik boyalar da kullanılmıştır. Tezhip sanatçısı (müzehhip) bir kâğıdın üstüne çizdiği motifi önce sert bir şimşir ya da çinko altlığın üstüne koyarak çizgileri noktalar halinde iğneyle deler. Sonra bu delikli kâğıdı uygulanacağı zeminin üstüne koyarak delikleri yapışkan bir siyah tozla doldurur. Delikli kâğıt kaldırıldığında motifin uygulanacak zemine çıktığı görülür. Bu motif iyice belirginleştirilip altınla ya da boyayla doldurularak tezhip meydana getirilir.



Золочение (Тезхип)
Золочение (Тезхип)

Старый вид декоративного искусства. Это арабское слово имеет значения как позолота, нанесение золотого или серебряного блеска. Но при золочении помимо золота также используется краска. Золочение в основном использовалось для декорации страниц и верхней обложки рукописных книг.

Этот вид декоративного искусства широко применяем как на Востоке так и на Западе. Особенно в средние века золочение часто использовалось в декорации библейских текстов и христианских святописаний. Но впоследствии в книгах стали употребляться иллюстрации и золочением украшались только большие буквы залавков.

У турков история искусства золочения начинается с уйгуров. В 9-ом веке в период распространения верования Мани у уйгуров уже наблюдались образцы золочения. В эту эпоху искусство золочения было широко известно в исламском мире. В Анатолию этот вид декоративного искусства был принесен сельджуками и период расцвета золочения приходится на время Османской Империи. В 15-ом веке в Египте мамелюкские мастера искусств развили новый стиль золочения, в тот же период в Иране а впоследствии в таких центрах находящихся под покровительством Тимурлана как Герат, Гие, Бухара и Самарканд искусство золочения переживало период своего расцвета. Стиль золочения развитый в Герате позже в большой мере повлиял на развитие иранского искусства золочения. В 15-16 веках османские мастера искусств также стали использовать мотивы гератского стиля золотой росписи в своих произведениях, что объясняется развитием отношений Османского государства с Ираном. В 18-ом веке османское искусство золочения стало переживать свой застой, классические мотивы сменили грубые декоративные узоры. А в 19-ом веке золочение как и все виды искусства оказалось под влиянием Запада, и например мотив изображения цветка приобрел новую форму, теперь в изображении уже наблюдался букет, ваза или горшок, в то время как раньше в классическом периоде рисовался просто один цветок.

Основным материалом раскраски в золочении является золото или золотая краска. Золото тщательно отбивается тем самым принимает плоскую форму, после чего плоское золото смачивается в воде с добавкой желатина, где опять же сдавливается до тех пор когда раствор принимает надлежащую густоту. А краска в основном выбиралась из глиняных красителей, впоследствии стали также использоваться синтетические красители. Мастер золочения вначале прокалывает иглой рисунок мотива на бумаге, положив ее на цинковый лист или твердый самшит, после этот шаблон проколотой бумаги кладется на поверхность на которой будет золоченый рисунок, после чего дырочки на бумаге заливаются черной липкой пылью, затем шаблон бумаги аккуратно снимается с украшаемой поверхности на которой уже видны черты рисунка, который после покрывается золотым раствором, таким образом происходит процесс золочения.



Турецкий язык онлайн по Скайп.Skype üzerinden Rusça
Аватара пользователя
Yildiz!
Звезда Востока
 
Сообщения: 11556
Фото: 417
Регистрация: 27 фев 2005
Откуда: Донецк

HAT SANATI

Hat sanatı denilince Arap harfleri çevresinde oluşmuş güzel yazı sanatı akla gelir. Bu sanat Arap harflerinin 6.-10. yüzyıllar arasında geçirdiği uzunca bir gelişme döneminden sonra ortaya çıkmıştır.

Türkler, Müslüman olduktan ve Arap alfabesini benimsedikten sonra uzun bir süre hat sanatına herhangi bir katkıda bulunmamışlardır. Türkler hat sanatıyla Anadolu'ya geldikten sonra ilgilenmeye başladılar ve bu alanda en parlak dönemlerini de Osmanlılar zamanında yaşadılar. Yakut-ı Mustasımi'nin Anadolu'daki etkisi 13. yüzyıl ortalarından başlayıp 15. yüzyıl ortalarına kadar sürdü. Bu yüzyılda yetişen Şeyh Hamdullah (1429-1520) Yakut-ı Mustasımi'nin koyduğu kurallarda bazı değişiklikler yaparak Arap yazısına daha sıcak, daha yumuşak bir görünüm kazandırdı. Türk hat sanatının kurucusu sayılan Şeyh Hamdullah'ın üslup ve anlayışı 17. yüzyıla kadar sürdü. Hafız Osman (1642-98) Arap yazısına estetik bakımdan en olgun biçimini kazandırdı. Bu tarihten sonra yetişen hattatların hepsi Hafız Osman'ı izlemişlerdir.

Türkler altı tür yazı (aklâm-ı sitte) dışında, İranlılar'ın bulduğu tâlik yazıda da yeni bir üslup yarattılar. Önceleri İran etkisinde olan tâlik yazı 18. yüzyılda Mehmed Esad Yesari (ölümü 1798) ile oğlu Yesarizade Mustafa İzzet'in (ölümü 1849) elinde yepyeni bir görünüm kazandı. Türk hat sanatı 19. yüzyılda ve 20. yüzyıl başlarında da parlaklığını sürdürdü, ama 1928'de Arap alfabesinden Latin alfabesine geçilince yaygın bir sanat olmaktan çıkıp yalnızca belirli eğitim kurumlarında öğretilen geleneksel bir sanat durumuna geldi.

Yazı Türleri

Hat sanatının doğduğu dönemde ortaya çıkan altı tür yazı ile İranlılar'ın bulduğu tâlik dışında başka birçok yazı türü daha vardır. Bunların bir bölümü fazla yaygınlaşamamış, bir bölümü de belli alanlarda kullanılmıştır. Örneğin Türkler'in geliştirdiği divani yazı yalnızca Divan-ı Hümayun'da yazılan önemli belgelerde, yazılması ve okunması özel eğitim gerektiren siyakat ise mali kayıtlarda kullanılmıştır. Kolay yazıldığı için günlük yaşamda yaygın olarak kullanılan bir yazı türü olan rik'a da 19. yüzyılda sanat yazısı durumuna gelmiştir. Rik'a ile altı yazı türünden biri olan rika birbirine karıştırılmamalıdır.

Hat sanatında yazılar büyüklüklerine göre de farklı adlarla anılırdı. Duvarlara asılan levhalarda, cami, türbe gibi dinsel yapılardaki kuşak ve kubbe yazılarında, her tür yazıtta kullanılan ve uzaktan okunabilen yazılara iri anlamında celi adı verilirdi. Daha çok sülüs ve tâlik yazının celisi kullanılmıştır. Alışılmış boyutlardan daha küçük harflerle yazılan yazılara hurde, gözle kolay seçilemeyecek boyuttaki yazılara da gubari (toz) denilirdi.

Yazı Araç Gereçleri

Hat sanatında da yazının temel aracı kalemdir. Hat sanatında kalem olarak daha çok kamış kullanılırdı. Kamışın ucu yazılacak yazının kalınlığına göre makta denilen sert delerden yapılmış altlığın üstünde eğik olarak tutulur ve kalemtıraş olarak adlandırılan özel bir bıçakla yontulurdu. Celi yazılar ise ağaçtan yapılmış kalın uçlu kalemlerle yazılırdı. Çok ince yazılar için eni uçlar da kullanılmıştır. Hat sanatında kullanılan mürekkep de özel olarak hazırlanırdı. Yağlı isin çeşitli katkı deleriyle karıştırılmasıyla elde edilen bu mürekkep akıcı biçimde yazı yazmayı sağlar, yanlış yazma durumunda da kolayca silinirdi. Hat sanatında kullanılan kâğıtlar da özeldi. Mürekkebi emip dağıtmaması, kaleme akıcılık sağlaması için kâğıtlar âhar denilen bir deyle saydamlaştırılırdı.

Hat Eğitimi

Hat sanatıyla uğraşan kişiye “güzel yazı yazan sanatçı” anlamına gelen “hattat” adı verilir. Hattatlar yüzyıllar boyu usta-çırak ilişkisi içinde yetişmişlerdir. Hat sanatını öğrenmeye heveslenen kişi bir hattattan ders alırdı. Başlangıçta alıştırma niteliğinde çalışmalara dayanan ve “meşk” adı verilen bu dersler tek tek harflerin yazılışının öğrenilmesiyle başlar, harflerin birleşme biçimleriyle, sözcüklerin ve tümcelerin yazılış tarzlarının öğrenilmesiyle sürerdi. Ortalama üç beş yıl kadar süren bu eğitimin sonunda hattat adayı iki ya da üç hattatın önünde yazı yazarak bir çeşit sınav verirdi. Hattatlar bu yazıyı beğenirlerse altına imzalarını koyarlardı. Buna, başarı ya da izin belgesi anlamına gelen “icazetname” adı verilirdi. İcazetname almamış kişi hattat sayılmaz, dolayısıyla yazdığı bir yazının altına adını koyamazdı.


Каллитография Арабского Письма (Хат)

Когда мы слышим слово каллитография то на ум сразу приходит искусство украшения арабского письма. Это искусство появилось вследствие долгого периода развития арабского алфавита в 6-10 веках.

Турки долгое время не вносили свой вклад в развитие каллитографии после того как приняли мусульманство и перешли на арабский алфавит. Интерес у турков к каллитографии появился когда они основались в Анатолии и самый расцвет этого вида искусства приходится на период османского правления. Период влияния Якуты Мустасыми в Анатолии начинается в середине 13-го века и кончается в середине 15-го века. Шейх Хамдуллах живший в том столетии (1429-1520) произвел некоторые изменения в правилах Якуты Мустасыми и искусство арабской каллитографии приобрело более теплый и мягкий вид. Понятие каллитограического искусства и стиль Шейха Хамдуллаха, считавшегося основателем турецкой каллиграфии, продлились до 17-ого столетия. Впоследствии, Хафыз Осман (1642-98) придал более совершенный вид эстетичности этого вида искусства. Последующие мастера каллитографии в своих работах последовали примеру Хафыз Османа.

Помимо шести видов каллитографического письма (акламы ситте), турки ввели свой стиль в написании талического почерка арабского письма, найденного иранскими мастерами. В 18-ом веке Мехмед Эсад Есари (умер в 1798 году) и его сын Есаризаде Мустафа Иззет (умер в 1849 году) придали новейший вид талическому почерку арабского письма, который был под иранским воздействием. Турецкое искусство каллитографии также переживало свой расцвет в 19-ом и начале 20 столетия, но в 1928 году после принятия латинского алфавита потеряло свою широко масштабность и приняло форму традиционного вида искусства, преподаваемого в определенных учебных заведениях.

Виды письма

Есть еще множество видов каллитографического письма помимо тех шести и иранского вида талического письма, появившихся вместе с рождением каллитографии. Одна часть этих шрифтов не смогла распространиться, другая же нашла свое применение в некоторых определенных областях. Например, найденный турками вид письма «дивани» применялся только в написании важных документов в «Дивани хюмаюн»,а вид «сиякат», трубующий специального обучения для умения писать и читать, использовался в написании финансовой документации. Легкий в написании шрифт «рик-а» часто использовался в повседневном письме тоже был причислен одному из видов каллитографического письма в 19-ом веке. Шрифт «рик-а» не следует путать со шрифтом «рика», являющимся одним из шести видов каллитографического письма.

В каллитографическом искусстве виды письма также по разному именуются в зависимости от своего размера. Виды письма использовавшегося в написании настенных табло, святописаний на стенах мечетей, гробниц и религиозных мест имеют название «джели», что значит большой. В написании «джели» чаще всего использовались шрифты «сюлюс» и «талик». Мелкие каллитографические тексты называются «хурде», а очень мелкие трудно разборчивые тексты носят название «губари» (пыль).

Письменные принадлежности

Основным средством в написании каллитографии является перо, которое в основном изготовлялось из тростника. Конец тростника при помощи специального ножа заострялся до нужных размеров в зависимости от размера толщины шрифта. А для текстов «джели» подготавливалось специальное деревянное перо. Для написания очень тонких шрифтов также использовались металлические наконечники. Чернила используемые в каллитографии тоже имели особый способ приготовления. Масленая копоть перемешивается с некоторыми добавками и таким образом получаются довольно скользкие чернила которыми нетрудно писать на бумаге и легко стирать при исправлении ошибок. Бумага на которой производилась каллитография также была особенной, для того чтобы чернила не расплывались и текст плавно ложился на лист применялась особая шлихтованная бумага.

Обучение каллитографии

Людей занимающихся каллитографией зовут «хаттат», что значит «мастер, умеющий красиво писать». Каллитография на протяжении столетий передавалась мастером своему подмастерью. Желающий научиться этому искусству мог поучиться у мастера. Начальные уроки каллиграфии называются «мешк» и носят упражняющий характер. Вначале изучается правописание каждой буквы, потом следуют упражнения слитного написания буков в слоге и слов. В среднем после пяти лет обучения кандидат в мастера сдавал своего рода экзамен в присутствии трех мастеров каллитографии. Если экзаменаторов устраивало умение ученика владеть каллитографией, то они расписывались под его письмом, и этот экзаменационный лист становился своего ро да дипломом или разрешением заниматься этим ремеслом, что носило название «иджазетнаме», если же у умельца писать каллитографию не имелся «иджазетнаме», то он не считался мастером и не имел право ставить подпись под своей работой.
Турецкий язык онлайн по Скайп.Skype üzerinden Rusça
Аватара пользователя
Yildiz!
Звезда Востока
 
Сообщения: 11556
Фото: 417
Регистрация: 27 фев 2005
Откуда: Донецк

MİNYATÜR

Çok ince işlenmiş ve küçük boyutlu resimlere ve bu tür resim sanatına verilen addır. Ortaçağda Avrupa'da elyazması kitaplarda baş harfler kırmızı bir renkle boyanarak süslenirdi. Bu iş için, çok güzel kırmızı bir renk veren ve Latince adı “minium” olan kurşun oksit kullanılırdı. Minyatür sözcüğü buradan türemiştir. Bizde ise eskiden resme “nakış” ya da “tasvir” denirdi. Minyatür için daha çok nakış sözcüğü kullanılırdı. Minyatür sanatçısı için de “resim yapan, ressam” anlamına gelen nakkaş ya da musavvir denirdi. Minyatür daha çok kâğıt, fildişi ve benzeri deler üzerine yapılırdı.

Minyatür, doğu ve batı dünyasında çok eskiden beri bilinen bir resim tarzıdır. Ama minyatürün bir doğu sanatı olduğunu, batıya doğudan geldiğini ileri sürenler vardır. Doğu ve batı minyatürleri resim sanatı yönünden hemen hemen birbirinin aynı olmakla birlikte renk ve biçimlerde, konularda ayrılıklar görülür. Minyatür, kitapları resimlemek amacıyla yapıldığından boyutları küçük tutulmuştur. Bu ortak bir özelliktir. Doğu ve Türk minyatürlerinin bazı başka özellikleri de vardır. Bu minyatürlerin çevresi çoğu kez "tezhip“ denen bezemeyle süslenirdi. Minyatürde suluboyaya benzer bir boya kullanılırdı. Yalnız bu boyaların karışımında bir tür yapışkan olan arapzamkı biraz daha fazlaydı. Çizgileri çizmek ve ince ayrıntıları işlemek için yavru kedilerin tüylerinden yapılan ve "tüykalem“ denen çok ince fırçalar kullanılırdı. Boyama işi için de çeşitli fırçalar vardı. Resim yapılacak kâğıdın üzerine arapzamkı katılmış üstübeç sürülürdü. Renklere saydamlık kazandırmak için de bu yüzeyin üzerine bir kat da altın tozu sürüldüğü olurdu.

Bilinen en eski minyatürler Mısır'da rastlanan ve İÖ 2. yüzyılda papirüs üzerine yapılan minyatürlerdir. Daha sonraki dönemlerde Yunan, Roma, Bizans ve Süryani elyazmaları'nın da minyatürlerle süslendiği görülür. Hıristiyanlık yayılınca minyatür özellikle elyazması İncil'leri süslemeye başladı. Avrupa'da minyatürün gelişmesi 8. yüzyılın sonlarına rastlar. 12. yüzyılda ise minyatürün, süslenecek metinle doğrudan doğruya ilgili olması gözetilmeye ve yalnızca dinsel konulu minyatürler değil dindışı minyatürler de yapılmaya başlandı. Baskı makinesinin bulunuşuna kadar Avrupa'da çok güzel ve görkemli minyatürler yapıldı. Bundan sonra minyatür daha çok alyonların üzerine portre yapmak için kullanıldı. 17. yüzyıldan sonra fildişi üzerine yapılan minyatürler yaygınlaştı. Daha sonra minyatür sanatına karşı ilgi azalmakla birlikte dar bir sanatçı çevresinde geleneksel bir sanat olarak sürdürüldü. Selçuklular döneminde de minyatüre önem verildi. Selçuklular'ın İran ile ilişkileri nedeniyle minyatür sanatı İran etkisinde kaldı. Mevlana'nın resmini yapan Abdüddevle ve başka ünlü minyatür sanatçıları yetişti. Osmanlı Devleti döneminde ise 18. yüzyıla kadar İran ve Selçuklu etkisi sürdü. Fatih döneminde, padişahın resmini de yapmış olan Sinan bey adlı bir nakkaş, II. Bayezid döneminde de Baba Nakkaş diye tanınan bir sanatçı yetişti. 16. yüzyılda Reis Haydar diye tanınan Nigarî, Nakşî ve Şah Kulu ün yaptılar. Gene aynı dönemde, Bihzad'ın öğrencisi olan Horasanlı Aka Mirek de İstanbul'a çağrılarak saraya başnakkaş (başressam) yapılmıştı. Mustafa Çelebi, Selimiyeli Reşid, Süleyman Çelebi ve Levnî 18. yüzyılın ünlü nakkaşlarıdır. Bunlardan Levnî, Türk minyatür sanatında bir dönüm noktasıdır. Levnî, geleneksel anlayışın dışına çıktı ve kendine özgü bir biçim geliştirdi. 19. yüzyıl başlarında yenileşme hareketleriyle birlikte minyatürde de batı resim sanatının etkileri görüldü. Minyatür yavaş yavaş yerini bildiğimiz anlamda çağdaş resme bırakmaya başladı. Ama batıda olduğu gibi ülkemizde de geleneksel bir sanat olarak varlığını sürdürmektedir.



Миниатюра

Миниатюрой называются картины тонкой работы, малых размеров, а также сам вид художественного искусства. В средневековье в Европе заглавные буквы рукописных книг в целях декорации закрашивались в красный цвет, приготовляемый из оксида свинца, который на латинском значит «миниум». Само слово миниатюра происходит отсюда. У нас же в старину картины назывались «накыш» или «тасвир». Миниатюры чаще всего назывались «накыш». А автор миниатюры был известен как «наккаш» или «мусаввир», что значит «художник». Миниатюра в основном производилась на таких материалах как бумага, слоновый бивень и подобные.

Миниатюра это вид художественного искусства издревле известный как в восточном, так и на в западном мире. Но некоторые утверждают что миниатюра является восточным видом искусства впоследствии перешедшим на Запад. По своему художеству восточные и западные миниатюры почти одинаковы, а различаются в самой форме, красках и тематике. Малые размеры миниатюрных произведений объясняются тем что они были предназначены для иллюстрации книг, что является общей особенностью миниатюр. Есть еще некоторые особенности восточных и турецких миниатюр. Эти миниатюры часто по краям разукрашивались золочением. В миниатюрных работах применялись акварельные краски. Только эти краски содержали большое количество липучего гуммиарабика. Для нанесения тонких линий и очертаний рисунка использовалась очень тонкая кисть, изготовленная из тонкой шерсти котенка. Закрашивалась миниатюра различными кистями. На бумагу перед рисунком наносился слой свинцового белила с некоторым содержанием гуммиарабика. Иногда чтобы краски рисунка содержали прозрачность на поверхность наносился один слой золотой пыли.

Самые древние миниатюры встречаются в Египте, они были написаны на пергаменте и датируются двумя столетиями нашей эры. А после миниатюры встречаются в греческих, римских, византийских и сирийских рукописях. После распространения христианства миниатюры стали использоваться в качестве декорации рукописных библий. В Европе миниатюра стала развиваться в 8-ом столетии, в 12-ом веке миниатюры стали украшать тексты книг и содержали не только религиозную тематику. До изобретения типографии в Европе было написано множество изящных и великолепных миниатюр. После миниатюра чаще употреблялась для писания портрета на медальонах. После 17-ого века были распространены миниатюрные изображения, написанные на слоновых бивнях. А позже искусство миниатюры потеряло свою популярность и стало традиционным видом искусства в узких кругах художников. Во время сельджуков миниатюра занимала важное место в искусстве и была под иранским воздействием из-за постоянных взаимоотношений сельджуков с Ираном. В ту эпоху жили такие известные художники миниатюры как Абдюддеве, написавший портрет Мевланы. При османском государстве миниатюра продолжала содержать сельджукско-иранский оттенок до 18-ого столетия. В эпоху правления Фатиха жил художник миниатюры Синан, написавший портрет падишаха, а во время правления II. Баезида жил известный художник миниатюры, известный как Баба Наккаш. В 16-ом веке были популярны Нигари, известный как Реис Хайдар, Накси и Шах Кулу. В тот же период Хорасанлы Ака Мирек, ученик Бихзада, был вызван во дворец в Стамбул и был назначен главным художником. Мустафа Челеби, Селимиели Решид, Сюлейман Челеби и Левни являются популярными художниками 18-ого века. Левни представляет собой точку перелома в турецком миниатюрном искусстве, он вышел за рамки традиционной миниатюры и создал своеобразный стиль. Начало 19-ого стало началом новшеств в искусстве и миниатюра была подвержена влиянию западных художников и миниатюра понемногу слала уступать свое место современному художественному искусству, но продолжает существовать в нашей стране как и на Западе в виде традиционного искусства.


ПыСы там где высвечивается смайлик идут три буквы M_A_D
Турецкий язык онлайн по Скайп.Skype üzerinden Rusça
Аватара пользователя
Yildiz!
Звезда Востока
 
Сообщения: 11556
Фото: 417
Регистрация: 27 фев 2005
Откуда: Донецк

Gravür


Bir baskı tekniği olarak matbaacılıkta ve sanat ürünlerinin yaratımında kullanılan gravür, bir kazıma şekli, çukurbaskı veya oyma baskı olarak adlandırılabilir. Baskı yapılacak görüntü ahşap, metal veya taş levha üzerine çeşitli yöntemler (elle kazıyarak veya asite yedirme) aktarıldıktan sonra levha mürekkep ile sıvanır. Levhanın yüzeyi temizlenince mürekkep yanlız çukur yerlerde kalır ve levhanın üzerindeki görüntü baskı uygulanarak kağıda aktarılır. 15. yüzyıldan sonra ortaya çıkışından itibaren gravür, günümüze kadar sanatçıları tarafından yaygın bir biçimde kullanılmış ve geliştirilmiştir. Günümüzde bir çok sanatçı gravür baskı tekniğinden sanat baskılarının üretilmesinde yararlanmaktadır. Matbaacılıkta ise 19. Yüzyılın sonlarına kadar basımı yapılan kitaplarda yer alan resimlerin kaliteli reprodüksiyonu için kullanılan gravür, bir baskı tekniği olarak günümüzde fotogravür ya da tiftruk baskı (rotagravür) biçiminde kullanılmaktadır.

1.Gezi eserleri ve gezi albümleri
Genel olarak gezi eserleri içine serpiştirilen gravürler kimi eserlerde ayrı bir ciltte albüm ya da taşbaskılarını albüm şeklinde yayınlamıştır.
2.Dergiler ve yıllıklar
Batı dünyasında yayınlanan kaliteli dergilerde Osmanlı İmparatorluğu ile ilgili daha çok haber niteliğindeki yazılar gravürlerle süslenerek zenginleştirilmiştir. 1854-1856 Kırım Savaşı ve 1877-1878 Türk-Rus savaşı sırasında başta İstanbul Ve İstanbul’da günlük yaşam olmak üzere, İmparatorluğun diğer kentlerinin görüntüleribu dergilerde oldukça çoktur.Bu dergilere örnek olarak Pariste yayınlanan “L’Illustration”, Londra’da yayınlanan “The illustrated London news” ve “The graphic” i gösterebiliriz. Bunun yanısıra İstanbul ile ilgili nefis gravürler içeren Leipzig’de yayınlanan “Hesperos” da ve Londra’da yayınlanan “He brettanikos aster” adlarında kaliteli iki Rumca dergi vardır.İstanbul’da çıkan Servet-i Fünun da gravür ve taşbaskı resimleriyle yayınlanan dergilerden biridir.
3.Özel konularda yazılmış eserler
Bu tür eserlerin başında Osmanlı İmparatorluğu ile ilgili tarihi ve sosyal içerikli yayınlar gelir. Mouradgea d’Ohsson’un “Tableau général de l’Empire Othoman”, Dimitri Kantemir’in “The history of the growth and decay of the Ottoman Empire”, 1877-1878 Türk-Rus savaşı kaleme alınan “Cassell’s illustrated history of the Russo-Turkish war” ve "Russed et Turcs: la guerre d’Orient” adlı eserleri örnek olarak gösterebiliriz.


Гравюра

Гравюра является одной методов рельефной типографской печати, а также используется для создания произведения искусства. Создается матрица, из которого будет печататься рельефный рисунок (вручную или методом выжигания кислотой). Созданную матрицу обмазывают чернилами и поверхность вытирают. В результате этого процесса чернила остаются только в углублениях матрицы, из которой печатают гравюру. Начиная с 15-го века, когда появились первые гравюры и до наших дней деятели этого вида искусства используют этот метод, который со временем развился и потерпел некоторые изменения. Сегодня этим методом пользуются только деятели искусства. В типографском деле этот метод использовался до конца 19-го века, а в последующем его заменил метод печати репродукций, называемый фотогравюрой.

1. Дневники путешественников и альбомы

В основном гравюры можно увидеть в отпечатках дневников путешественников, но иногда встречаются отдельные альбомы, где изображение отпечатано в виде гравюр.

2. Журналы и календари

В качественных журналах, изданных в Европе рассказы, касательно Османской империи украшались гравюрами. В этих журналах можно найти множество гравюр на тему Крымской войны 1854-1856 годов, Турецко-русской войны 1877-1878 годов, с изображение Стамбула и повседневной жизни Стамбула и других городов империи. Для примера можно привести такие журналы как «L’Illustration» издаваемый в Париже, «The illustrated London news» и «The graphic», издаваемые в Лондоне. Кроме этого необходимо отметить журнал «Hesperos», издаваемый в Лейпциге и «He brettanikos aster», издаваемый в Лондоне не греческом языке. Журнал «Сервет-и Фюнун», издаваемый в Стамбуле также богат гравюрами отражающими жизнь и события того времени.

3. Произведения написанные на частные темы

Среди этих произведений можно перечислить произведения, написанные на тему истории и социальной жизни Османской жизни. Для примера можно перечислить произведения Мураджи д’Оссона «Tableau général de l’Empire Othoman» и произведения Дмитрия Кантемирова «The history of the growth and decay of the Ottoman Empire», «Cassell’s illustrated history of the Russo-Turkish war», описавшего Турецко-русской войны 1877-1878 годов и «Russed et Turcs: la guerre d’Orient».



Ну что,хватит?
Турецкий язык онлайн по Скайп.Skype üzerinden Rusça
Аватара пользователя
Yildiz!
Звезда Востока
 
Сообщения: 11556
Фото: 417
Регистрация: 27 фев 2005
Откуда: Донецк

И не жалко было времени и труда?
Mystérieux personnage
On dirait un gitan
Au regard de nuage
Si beau, si menaçant...

Mystérieux personnage
Mais qui est-il vraiment
La peur ou le courage
L’ennemi ou l’amant...
Аватара пользователя
Elif
Inci tanesi
 
Сообщения: 1564
Регистрация: 21 июн 2005
Откуда: Novosibirsk/Moscow

Yildiz!
Огромное человеческое спасибо, звездочка! Ты просто супер
Аватара пользователя
D_A_R
странствующий суфий
 
Сообщения: 3
Регистрация: 31 янв 2006

Пожалуйста не кидайтесь в меня камнями))))) решила немного обновить тему.... В свое время начав изучать турецкий язык, я столкнулась с нехваткой литературы на турецком языке..... сейчас мне в руки попал учебник для начальных классов.... если не возражаете, то я буду вывешивать сюда тексты из этого учебника... уровень конечно для начинающих, тексты небольшие но я надеюсь, что и эти тексты кому-то пригодятся, практика никогда не помешает))))



NASREDDİN HOCA’NİN TÜRBESİNDE

Gide gide, Evliya Çelebi’nin yolu Akşar denilir bir beldeye vardı. Burası Akşehir adını taşırdı ama ahalisi ona Akşar deyip çıkardı. Havası soğuk, suyu soğuk, yazı yaz, kışı kış bir şehirdi.

Akşehir’in yüksek ve alçak güzel evleri vardı. Hoş kokulu otlarla dolu bir ovadaydı. Havası suyu güzel olduğu için halkı da sağlam yapılıydı. Bilginleri, doğru kişileri çortu. Tüccarı, memuru, esnafı… hepsi de yabancılarda dost adamlardı.

Şehrin dışındaki ovada Nasreddin Hoca’nın türbesi bulunuyordu. Her yanı açık, sadece kapısında koca bir asma kilit….

Dediler ki, Murad Gazi zananında yetişip, Yıldırım Beyazıt Han günlerinde yaşamıştır. Erdemli, nazırcevap, filosof, din ve dünya işlerinde doğru bir ulu can idi. Ünlü Timur’un maclisinse bulunmuştur. Her yeri, yakıp yıkarak ele deçiren Timur, Nasreddin Hoca’nın sohbetinden pek hoşlandığı için, onun memleketi olan Akşehir’i yağma etmeyip bağışlamıştır.
Нередко счастье - это инструмент, с помощью которого Бог придает нам более совершенную форму...
Аватара пользователя
mechta
Магистр флирта
 
Сообщения: 3299
Фото: 102
Регистрация: 11 окт 2005
Откуда: Нереальность

Информацию об икусстве каллиграфии можно узнать тут, линк

www.tugrasiparis.azbuz.com
Аватара пользователя
ruyas
странствующий суфий
 
Сообщения: 1
Регистрация: 24 сен 2008

Модераторы

vika, Natali$ka

Фильтры

Навигация

Вернуться в Турецкий язык

Кто сейчас на форуме

Сейчас этот раздел форума просматривают: нет зарегистрированных пользователей и гости: 24